Blogumuza birkaç gündür bir şey yazamadım.Cumartesi günü, Babaannemizi de alarak, Acity AVM ‘ye gittik, alışveriş yaptık, Öykü almak istediklerini eline alıp, “ anne, bunu almak istiyoyum” diyor, bende alınacak şeye tamam diyor, alınmayacak şey varsa da, yine sepete koyup, kasada çıkartıyorumJ Ardından da, zıpzıp a gittik. Öykü, orada arkadaş edinmeye çalıştı. Kendinden biraz büyük çocuklara “ merhaba” diyerek elini uzatıyor ve “ benim adım Öykü, senin adın ne” diye soruyor, birkaç çocuğa böyle yaklaştı ama çocuklardan biri, Öykü’yü hiç umursamadı, diğer çocukta, adını söyledi gitti, ama Nehir adında bir çocuk vardı ki, karşılıklı konuştular ve birlikte oynadılar. Ayrılırken de, Öykü, güle güle diyerek, öpücük atarak ayrıldılar. Maşallah, kızım, cana yakın ve girişken olacak gibi. Ama tabi karşısına çıkacak kişiler, Öykü’yü bu halinden soğutmazlarsa…
Çok yorulan kuzucum, eve gelince 3-4 saat uyudu. Ardından, Hülya Halasının doğum gününü kutlamaya gittik, orada oynadıktan sonra, Oğuz’u da alarak, anne eve gidelim dedi ve evde vakit geçirdik, Oğuz’la birlikte oyunlar oynadılar.Pazar günü, kapı çaldı ve karşımızda, Anane ve Bengü yenge veeee yiğenim (halasının kuzusu) Ela, ilk kez, hala evine geldi. Onu görünce, dünyalar benim oldu. Canım benim, şimdi 51 günlük bir melek. Zaman ne çabuk geçiyor, daha doğacağı günü bekliyorduk, şimdi kucağımızda.. Umarım güzel ve sağlıklı bir geleceği olur.
Ela bebek, bize geldiğinde uyuyordu, annesi, onu, Öykü’mün yatağına koydu. Bunu gören Öykü çok ama çok kıskandı, başladı ağlamaya, o benim yatağım diye. Artık özür dileyerek, bebeği başka yatağa aldık.
Yatağın Öykü’ye ait olduğunu
söyledik. Ama görüyorum ki, kızım, yeni bir kardeşe henüz hazır değil… Ama, Ela, uyurken, yanına gitmiş, hemen arkasından gidip baktım ki, Öyküm, Ela'nın ellerini öpüyor, beni görünce de, anne bak, ben bebeği seviyorum diyor.. Aynı günün akşamına, Özgür, Canan ve Efe (1) geldiler.
Getirdikleri pasta ile tekrar iyiki doğdun yaptı Öykü. Her pasta oluşunda bunu huy edindik zatenJ Gündüz uyumadığı için, akşam erken yattı, benimde misafirlerimle ilgilenme imkanım oldu, fakaattt, misafirlerimiz gitmeden az önce uyandı ve gece yattığımızda saat 01.00 falandı.Pazartesi sabahı, ben işe giderken, babası babaanneye bıraktıktan sonra, uyanan kızım, ağlarken, (ağlamasına kıyamadığım için) anne burada deme gafletinde bulundum.. Beni görür de Öykü, bırakır mı hiç, özellikle de Pazartesi günleri. Sarılıyor, ağlıyor, üzülüyor, gitme diyor, biraz ilgilendim, oynadım ama yine de kar etmedi, hiç sevmediğim, onaylamadığım şeyi yaptım, mutfağa gidip geleceğim kızım deyip, çıkmak zorunda kaldım, çünkü, artık büyüdüğü için, ikna edecek hiçbir yöntem bulamıyorum… Çıktım ama nasıl çıktım, işe geç kalmanın stresi bir yana, Öykü’mü arkamda bırakıp (ağladığını bile bile) işe gelmek, sürekli aradım, zaten ben çıktıktan biraz sonra ağlamayı kesmiş ama onun o üzgün yüzünü, göndermek istemeyişi, beni o kadar yaralıyor ki, şuanda yazarken bile gözlerim dolu dolu oluyor...
Salı günü, babaanne, Öykü’yü sitedeki güne götürmek istemiş, ama Öykü gitmek istememiş, büyükbabasıyla biraz dışarıda gezince, eve gidecekken, babaannesinin yanına, güne gitmek istediğini söylemiş (Bu arada güne, düğün diyor). Bütün kadınların içinde, ben dans edeyim, siz alkıs yapın demiş, tabi bir güzel dans etmiş, Kendinden 1-2 yaş büyük iki arkadaş edinmiş, biri Furkan, diğeri Damla. Onlarda bizim sitedeler. Furkan, zaten, Öykü’nün park arkadaşı, Damla da üst komşumuzun torunu. Çok iyi anlaşmışlar babaannenin dediği gibi.Akşam eve gelince, Öykü uyuyordu, uyanınca bana diyorki “ anne biliyomusun, ben düğüne gittim, oyada, arkadas vardı, Fukan ve Damla… Fukan baba, ben çocuk, Damla da anne oldu” diye gündüz ne oynadılarsa onları anlattı güzel kızım.. Özellikle “ anne, biliyomusun” diye başlayan cümlesine bayıldım doğrusu.
Şu tek masallık kitaplar var, “ Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”, “ Uyuyan Güzel”, “ Külkedisi”, “ Kırmızı Başlıklı Kız”, “ Keloğlan masallarının serileri, Nasreddin Hoca’nın masallarının serileri vs.. Her akşam, en az bir iki masal kitabı okuyoruz. Son iki üç gündür “ Alice Harikalar Diyarında” yı okuyordum, bugünlerde de Keloğlan’ı. Hatta babaannaye gidip, “ annem bana Keloğlan okudu” diyormuş, iki gündür de benden Pinokyo nun masalını istiyor, bugünde onu götüreceğim bakalım. Eminim çok sevinecek.. Umarım, böyle hep kitap okumayı, dinlemeyi sever bitanem…
Akşam, birbirinin içine geçip, tek olan oyuncaklarla oynadık. Maşallah hepsini öyle güzel birleştiriyor ki, renklerini sayıyor, özellikle kırmızı renge çok düşkünüz. Kendime kırmızı pijama aldım, sırf Öykü seviyor diye, üzerimde görünce de “ hani bana” deyip durdu.. Demek ki kendime bir şey aldığımda, Öykü ‘ye de aynısından almam gerekecek : )Kırmızı kutunun altına kırmızı lego parçası, yeşil kutunun altına yeşil lego parçası, mavi ye de mavi lego parçasını koyuyor. Sihir yapıyor, okus, pokus diyor ve kırmızı kutunun içine koyduğu, topu çıkartıp, işte buyada diyor.. Ardından, basketbol oynadık, basket potasına topu atınca, bu sevincini, oley oley, baskeeettt diyerek, zıplayarak gösteriyor.
Aslında güzel kızımın her anını anlatmak istiyorum, ama olmuyor.. Bence kısaca ama okuyana eminim uzunca bir yazı oldu… Ne yapayım, Öykü’cüm,ilerde neler yaptığını okurken, hiçbirşey atlamak istemiyorum..

0 yorum:
Yorum Gönder