RSS

Yeni Yıl

Bu aralar...

İşlerimin çok yoğun olması sebebiyle, blogumuza uzun bir süredir yazılar yazamadım. O kadar çok çalışıyorum ki, kızımı, eşimi bile sadece 2-3 saat ancak görebiliyorum. Ama bu yoğunlukta geçecek ve eskisi gibi ailemle bol bol vakit geçireceğiz.

Bitanem, son günlerde biraz hasta. Üşütmüş. Burun akıyor, öksürüyor, halsiz, keyifsiz, anneyi istiyor yanında ama anne işe gitmeye mecbur.. Doktora götürdük ve ilaçlarını veriyoruz, şuruplarını içirmek çok zor. İlaç içmeyi hiç sevmiyor. İlaç içince iyileşeceğim diyor ama yinede zor içiyor. Şimdi daha iyi. Ama hastalığı sebebiyle daha nazlı, beni işe göndermek istemiyor, ben ondan ayrılınca da mutsuz oluyor. Artık telefonda daha rahat konuştuğumuz için, telefonla birazda olsa hasret gidermeye çalışıyoruz.

Öykü hakkında o kadar çok yazacak şey biriktiki, çok şey öğrendi, artık her şeyi konuşuyor, terlediyse terlediğini, üşüdüyse üşüdüğünü, kısaca, neye ihtiyacı varsa onu dile getiriyor. Zıt kavramları biliyor (boş-dolu, açık-kapalı, iç-dış, güzel-çirkin, iyi-kötü….) meslekleri de öğrendik bunu ayrı bölümde detaylı yazacağım ama kısaca işyerinde çıktısını aldığım meslek resimlerini eve götürürek, pastel boyalarla boyadık ve boyarken de kimin ne iş yaptığını anlattım. Astronot ne yapar kızım dediğimde “ uzaya gider “ diyor ama uzayı söylerken de yukarı gökyüzünü gösteriyor (bunu ben göstermedim). Aşçı, Öğretmen,Doktor,Kasap vs.. bütün bu meslekleri boyayarak öğrendi. Renklerden, özellikle kırmızı, mavi ve yeşili biliyor, diğerlerinin ismini sayıyor ama şaşırıyor. Hayvanlardan çoğunu biliyor ve sesleriyle taklit ediyor. Ben şarkı söylerken devamını söylüyor. Baş parmak, işaret,orta,yüzük ve serçe parmaklarını sayıyor fakat zaman zaman şaşırıyor. Banyo yapmayı hala çok seviyor, küvetin içinde yüzüyor, eliyle burnunu kapatarak, yüzünü suya batırıyor (dalıyor), bizim havuza atladığımız gibi, suya atlıyorJ benim köpek balığı olup, onun peşinden koşmama bayılıyor, anne “ köpekbalığı ol” diyor.
SEVGİ yi çok güzel öğrendi. Baba seni çok seviyorum, Anne seni çok seviyorum, hepinizi seviyorum diyor. Geçen günde bebeğini kucağına almış, tıpkı benim kendisini sevdiğim gibi, sarılarak, seni seviyorum diyordu. Bir çocuğun SEVGİ yi öğrenmesi ne kadarda önemli. Kim olursa olsun, bence sevdiğimizi herkese söylemeliyiz. Annemize, babamıza, eşimize, çocuğumuza, kardeşimize, arkadaşımıza, kim olursa olsun.. Bir “ SENİ SEVİYORUM” kelimesini duymak ne kadarda güzel.. Karşındaki insanı mutlu eden bir kelime.. Sevgi olan yerde kötülük olmaz diye düşünüyorum. Birgün gelip, sevdiğimizi söylemediğimiz insanları kaybedebiliriz. O yüzden, hadi bugün sevdiğimiz kişilere “ SENİ SEVİYORUM” diyelim. Ne dersiniz?....

Bir bayram daha geçti

Eveett... Bir bayram daha bitti, tatilde bitti, iş başı yaptık, bayramımız çok güzel geçti, her günü yazmayı çok isterdim ama yoğunluktan yazamadım. Aklımda kalanları yazmaya çalışacağım.

Cumartesi günü, Oğuz bize geldi ve havanın güzel olmasından dolayı parka gittik. Öyküm, parkta çok eğlendi. Eve gelince, ortama Pınar da dahil oldu, Öykü'm ikisiylede çok iyi anlaşıyor.Çok eğleniyor.

Arife gününün hafta sonuna denk gelmesinden dolayı, akşam kızımızı da alıp, Carrefour Alışveriş Merkezine gezmeye gittik. Orada tırtıl a binen kızım çok mutlu oldu. Hatta birkaç kez bindi. Ardından atlı karıncaya ve diğer elektronik araçlara bindi, bunlara binmeyi çok seviyor, zaten daha önce de dediğim gibi, jetonları yuvalarına hep Öykü atıyor. Atlı karıncaya binmeye gidiyoruz dediğimde, çok ama çok seviniyor, sevincini görmek herşeye değer...

Bayramın ilk günü, rahmetli Barış Manço'nun " Bugün bayram, erken kalkın çocuklar, giyinin en güzel elbiseleri...." adlı şarkısını söyleyerek, kızımı uyandırdım. Zaten her bayram, mutlaka bu şarkı aklımda olur, kendi kendime defalarca söylerim. Kızım da öğrendi ve oda söylüyor, çok severek. Yeni bayramlıklarımızı giyerek, babaannelere gittik. Evde, bayramlarını nasıl kutlayacağımızı, ellerini nasıl öpeceğini göstermiştik, Öykü de maşallah aynısını yaptı, fakat, bizim öğretmediğimiz, el öptükten sonra avcunu açıp, para istemek oldu :) Büyükbabadan harçlığını alınca, babaannenin elini öptü ve " hani para" dedi, evde bulunan herkesin bu çok hoşuna gitti. Halalarımız, biz, herkes babaannede toplandık, keyifli bir sohbetten sonra, herkes dağıldı. Babamız, ben ve Öykü, Abidinpaşa'ya, önce, amcaoğlu Hüseyinlere, ardından da amcamız Muzaffer amcaya ve ardından da dayımız Hacı Dayıya gittik, burada da çok keyifli anlar geçirdik, Hüseyinlerde ve Muzaffer amcalarda bulunan salıncağı kızım çok sevdi, hiç inmek istemedi, oturduğumuz süre boyunca, oda salıncağa bindi, eve bir salıncak almak gerek:) Daha sonra Cennet teyzemlere, ardından da daha çok otururuz diye en sona ananeye gittik. Ananede teyzelerini gören kızım çok sevindi, Yunus amcamlar da ordalardı ve herkes çok güzel bir akşam geçirdi. Akşamın en büyük özelliği ise, Öykü'nün, Nurhan teyzesinin telefon konuşmasını taklit etmesi oldu. Bu arada, Öykü, telefonda konuşma taklidi yapıyor, biz öğretmedik, nereden öğrendi yada gördü bilmiyorum ama aynen şöyle: " Adamım, nasılsın, sen çok kötüsün, sana puhhh" diyor ve telefonu kapatıyor, öyle güzel yapıyorki, herkes çok gülüyor..

Bayramın ikinci günü, Babamızın halası Satı Halalara gittik. Kızlar yine çok güzel yiyecekler hazırlamışlardı. Ve günün önemli özelliği ise, İbrahim'in sözlüsünün ilk kez bu eve gelmesiydi:) Öykü, yine her zamanki gibi giderken arabada uyuyakalmıştı, oraya gidince uyandı, Selda ablasının makyaj malzemelerini karıştırdı, hatta bir ara yalnız kalan kızım, kulak çöplerini bulmuş ve hepsini dökerek, oynuyordu:) Babamızın halasından sonra, sıra Öykü'nün halasına geldi. Dönüşte Hülya Halamıza geçtik, Öykü yine arabada uyuduğu için, Öykü ile ben evimizde beklerken, herkes haladaydı, Öykü uyanınca bizde geçtik, ardından İbrahim ile sözlüsü Tuğra akşamımıza renk kattı. Bize gelerek,güzel sohbetli, Öykünün yaramazlıklarıyla dolu bir akşam daha geçirerek, bayramımızın ikinci günü de geçmiş oldu.

Bayramın üçüncü günü öğleden önce Bahar halamıza, ardından da, Yunum amcamlara gittik. Yunus amcamlarda, merdiven dışında biryere oturamasam da, (Öykücük, oraya gidince, merdiven inip çıkar, hiç oturmaz) güzel vakit geçirdik. Oğuz la da yine zaman zaman kapışsalarda güzel vakit geçirdiler, Ardından evimize gelip, misafir ağırladık, ilk gelenler Babamızın dayısı Hacı dayı ve ailesi oldu, ardından Hüseyinler ikizlerle birlikte geldiler. Ardından da, toplu bir misafir vardı, nasıl ağırladım hala şaşıyorum, gerçi görümcelerimin faydası çok oldu, misafirlerim: Babaanneler, Anananeler,Erhanlar, Hülya Halalar, Bahar Halalar ve Satı Halalar yani toplam evde 20 kişi vardı, çok yorucu ama çokta hoş bir akşamdı.

Bayramın dördüncü günü, Nurhan ve Nesliş teyzemiz bize geldiler, Onlarla birlikte akşama, Özgürlere gittik, orada Erhan dayımızda vardı. Efe'ye gideceğimizi öğrenen Öykü, çok mutlu oldu. Sürekli Efeye gideceğiz deyip durdu. Orada da çok hoş sohbetli bir akşam geçirdikten sonra evimize döndük ve bayramımız böylece bitmiş oldu.

Ertesi gün, babamız evde, anne işteydi. Sabah uyanıpta, anneyi yanında göremeyen kızım, çok ağlamış, hemen beni aradılar, telefonda, akşama geleceğimi, onu çok sevdiğimi söyleyince, ağlaması kesildi ve Öykü de beni çok özlediğini ve sevdiğini söyledi güzel kızım. Akşam çok zor oldu, evimize gelince, kızıma kavuşmak çok güzeldi...

Boş kaldığımız anlarda çeşitli aktivitelerimiz oldu. Bunları daha sonra vakit bulduğumda yazacağım..

Öyküm

Güzeller güzeli kızımla Aralık ayı ve benim en yoğun çalıştığım ay olduğu için, bu aralar çok vakit geçiremiyoruz ama bu bayram tatili bizim için çok iyi olacak, umarım imkan olursa, kızımla bol bol eğleneceğiz, aktiviteler yapacağız. Sabırsızlıkla tatilin gelmesini bekliyorum.

Öykü’m, her geçen gün büyüyor, daha çok kelime, hareket, yeni şeyler öğreniyor. Her gün bizi şaşırtıyor, hem çok yaramaz, hem çok akıllı maşallah. Neler yaptığını, bu satırlara sığdıramıyorum ama her hali öyle güzel ki…

Hafta içi, Kuzeni Coşkun, Kıbrıs’tan geldi. Öykü’nün, Coşkun’a karşı ayrı bir sevgisi var, Coşkun’u görünce, nasıl da seviniyor anlatamam. Ona komiklikler yapıyor, onun dikkatini çekmeye çalışıyor. Odasına çağırıyor, oyuncaklarını gösteriyor, Coşkunun da onunla oynamasını istiyor.

Bayramda da Nurhan teyzesi gelecek, ona da ayrı düşkünlüğü olduğu için, eminim teyzeyi görünce çok sevinecek.

Önceki akşam, Hülya halasındaymış (ben çalışıyorum tabi), halası, üzerinde çilek olan bir pasta vermiş, Öykü, çilek demiş ve yemek istemiş,tadını beğenmeyince de bırakmış. Ardından, boynunu kaşımaya başlamış. Alerji oldum demiş. Tabi, halası, Şener abi şaşmış kalmış, kaşıntıyı, alerjiyi nerden biliyor diyeJ

Meyve deyince, çoğu meyvenin adını biliyor ve söylüyor, hayvanları biliyor, kıyafetleri biliyor…resimlerden hepsini tek tek göstererek adını söylüyor..

Belki geç, belki tam zamanında bilemiyorum ama, sayıları da öğrendik. Zaten kaç yaşında olduğunu, Parmaklarıyla da gösteriyordu, Artık sayıları da öğrendik sayılır. Ama tabi, 1,2,3,4 e kadar sayıyo, ardından 8,9,10 diyor, ben söyleyip, Öykü ardımdan söylerse güzelce söylüyor, ama ezbere ancak bukadar. Akıllı kızım, eminim yakında hepsini de öğrenecek. Bana bu aralar günleri soruyor, “ Anne bugün günlerden ne”

24-30 Kasım 2008

Bir haftadır, birşeyler yazamıyordum ama yine dolu dolu geçirdik bir haftayı. Öykü, çok inatçı bir çocuk oldu, her istediğini ağlayarak yaptırmaya çalışıyor, kıyafet giymiyor, istediği olana kadar ağlıyor, okuyorum, araştırıyorum ama yine de bu durumla şimdilik baş edemiyorum. Ağlamasına kıyamıyorum ama her ağladığını da yapmak istemiyorum. Daha çok araştırıp, daha çok şey öğrenmem lazım. Biliyorum ki bu dönemi de atlatacağız, ama umarım, Öykü'nün gelişimi açısından en iyi şekilde atlatırız



Öykü, bardaklara suyu öyle güzel boşaltıyorki, bardak taşmıyor.



Çarşaba günü, Yunus amcamlara gittik. Burada Öykü, çok eğlendi. Zaten, Yunus amcamı çok seviyor, Yunus amcam da, Öykü'ye olan düşkünlüğünü, konuşmasından, Öyküyle oynumasından, ilgilenmesinden çok belli ediyor. Yukarıdaki resimde, hep birlikte, Öykü'nün sitesine ve resimlerine bakarkenki halimiz. Öykü'ye bakarmısınız. nasılda pür dikkat kendine bakıyor, çok seviyor kendisine bakmayı




Perşembe akşamı, büyükbabamız ve babaannemizin 44.evlenme yıldönümleriydi (Maşallah). Hep birlikte, evlenme yıldönümlerini kutladık. Daha nice mutlu yıllar geçirmek dileğiyle..




Cuma akşamı, Nesliş teyzemiz bize geldi, kaldı, o akşam, Özgür,Canan ve oğulları Efe de misafirimizdiler. Çok güzel bir akşam geçirdik. Öykü, Efe ile iyi anlaştı fakat, abla olduğunun da farkındaydı.Canan, odada Öykü'nün sürekli oturup, bilgisayara baktığı koltuğa oturduğunda, Öykünün kullandığı cümle: " anne, abla, koltuğa oturdu, ben şimdi nereye oturucam" tabi hepimiz öylece kalakaldık, Öykü hiç bu kadar uzun bir cümle kurmamıştı. Çok hoşumuza gitti bu durum.

Cumartesi akşamı, babaanneler, Hülya halalar ve Bahar halalar, yemeğe davetliydi. Akşam, güzelce yemeğimizi yedik, Öykü ve Oğuz, zaman zaman çok iyi anlaştılar, zaman zamanda çok atıştılar. Oğuz, Öykü'yü kızdırınca, Öykü " döverim seni " diyor ve Oğuza vuruyor. Cumartesi gününden bir anı: Öykü'ye misafirlerimiz gidince, banyo yaptıracağımızı söylemiştim, ben unutmuştum, Öykü unutmamış, misafirler giderken, öyle çok sevindiki. Bizde ne oluyor dedik, birde baktık ki; banyonun kapısında bekliyor, " süper, süper, banyo yapıcam" diyor.

Pazar günü de, Oğuz bize geldi. Oğuzla birlikte yediler, içtiler, oynadılar. Resim yaptılar. Öykü, göz, kaş, burun ve ağız çiziyor. Gün boyu, üstünü değiştirmedi,pijamayla dolaştı evin içinde, pijamasını çıkartıp, pantolon giydirdim, çok ağladı, unutturdum, başka şeylerle oyaladım derken, daha sonra tekrar başladı ağlamaya, ne yaptıysam, başaramadım ve Öykü, galip geldi ve pijamasını yine giydi. Evcilik oynadık, Ben servis şoförü oldum, Öykü, servise bindi, okula gitti, okulda matematik dersine girdi, sayıları saydı, sonra parka gitti, kaydırağa bindi. Patates kafa adlı oyuncağımızla, kafaya, gözlerini, ağzını, burnunu, kulaklarını, kollarını çok güzel bir şekilde yerleştiriyoruz artık. Yatağına çıkmayı ve içinde zıplamayı çok seviyor. Diğer oynumuz ise, çember çevirme ve daha sonra da, içinde-dışında oynunu oynamak oldu.

Öykü, maşallah, iç-dış, açık-kapalı,soğuk-sıcak, üşümek-terlemek, aşağı-yukarı, (şuanda aklıma gelenler) hepsini biliyor. Ben çocuk oldum, Öykü anne oldu, bana yemek yaptı, yemek yedirdi, şurup içirdi. Şurup içirme de aynı benim taktiği kullandı.
Çok yoğun ve güzel bir hafta sonu da böylece bitmiş oldu. Teyzemizin, Cananların ve babaannelerin resmini çekemedik malesef.

Hafta Sonumuz 21-22-23 Kasım 2008

Çok güzel ve yoğun bir hafta sonu geçirdik.

Cuma akşamı, çok değerli dostum, arkadaşım, Şehrican ve Taylan misafirimizdi. Çok güzel, keyifli bir akşam geçirdik. Öykü, ikisini de çok sevdi. Onlara çay-kahve yaptı ikram etti. Taylan abisini ayağa kaldırdı dans ettiler beraber.







Babamızın aldığı oyun hamurlarıyla, nihayet Öykü'yü tanıştırmış oldum. Öykü, oyun hamurlarıyla oynamayı çok sevdi. Ben şekil yaptıkça, şekillere yardım etti. mesela eşek yaptıysam, kuyruğunu yaptı, adam yaptıysam, gözlerini yaptı vs.. Evde bulunan, rakam ve harfli puzzlelardan kalıplar çıkardık. Bu aktivite, Öykü için çok eğlenceli ve iyi oldu.






Cumartesi akşamı, yakışıklı Efe'nin (1) doğum günündeydik. Öykü, evdeyken, " İyiki doğdun Efes (Efe) " demeye başlamıştı bile. Evde hediye paketini gördüğünde, onu Efe'ye aldığımızı söylemiştim. Canan ve Özgür, bizi çok güzel ağırladıktan sonra, pasta mumları üflendi. Tabi, her ne kadar Efe'nin doğum günü de olsa, Öykü de mum üfledi. Zaten, pastanın gelmesini dört gözle bekliyordu. Pasta üflendikten sonra, hemen, hediye paketini alıp, Efe'ye getirdi (Bunu ben söylemedim, öğretmedimde:) ) Tabi Öykü'nün bu ince düşüncesi bizi çok mutlu etti.

Pazar günü, yine oyun hamurlarıyla oynamaya devam ettik. Yukarıdaki şeklin kafa yapısı, kulakları ve gözleri sadece bana ait olup, gerisini hep Öykü yaptı. Öğleden sonra ise Nesli teyzemiz geldi, teyzesini kapıda gören kızım, teyzesine sarılıp " Nesli teyze, seni çok özledim" dedi. Teyzesi de Öykü yü çok özlemiş biraz hasret giderdikten sonra, Öykücük uyudu. Teyzesiyle çok görüşemediler. Akşam da, Bahar halası ve Oğuz geldiler. Oğuz gelirde, yaramazlık yapmadan dururlar mı? Dans ettiler, zıpladılar, bağırdılar, oyun hamurlarıyla şekiller yaptılar, Puzzle yaptılar vs.. Maşallah hızlarına yetişemedik. Güzel ve yoğun bir hafta sonu da böylece bitmiş oldu..

17 Kasım 2008

Akşam babaannemizden geldikten sonra, önce kitaplarımıza baktık. Yuvarlak, yıldız, kare, üçgen şekilleriyle dolu kitapçıkta şekilleri öğrenmeye çalıştık.













Daha sonra da, kurabiye yapmasını ve yemesini çok seven kızım için, alternatif olarak, cevizli kurabiye hazırlamaya başladık. Tarifini nereden aldığımı net hatırlamıyorum ama, yapmak isteyenler için aşağıya yazıyorum.
cevizli kurabiye
125 gr margarin
1 su bardağı pudra şekeri(azaltabilirsiniz)
yarım çaybardağı süt
1 yumurta
1 kabartma tozu
1/2 su bardağı
dövülmüş ceviz
3 su bardağı un
hazırlanışı: tüm malzemeyi karıştırıp yoğurun yarınsaat üstünü örtüp dinlendirin hamuru rende ile açıp kalıplarla kesebilrisiniz veya elde şekil verebilirsiniz z 175 derecede 15-20 dk kadar pişirin..fırından çıktıktan 5 dk sonra tarçınlı şekeri veya pudra şekeri serpebilirsini zz..

Önce cevizleri ezdik. Ceviz ezerken, ezilen cevizlerden yemeyi de ihmal etmedi doğrusu:)

Yukarıdaki iki fotoğrafta da, kurabiye hamurunu hazırlarken:):):) Nasılda eli yüzü, un oldu, temizliği zor oldu ama, Öykü, bunu yapmaktan çok mutlu oldu. Onun da mutluluğu herşeye değer...

Fakat, kurabiyemizi yapmadan, uyuyakaldı.
Sabah, uyanır uyanmaz, kızım, sana kurabiye yaptım deyince, yataktan öyle hevesle kalktıki, görülmeye değerdi doğrusu:)
Kurabiyelerimiz, ay, yıldız, ağaç, ayıcık, kalp, kelebek şekillerinden oluşuyor ve Öykü, maşallah, hepsinin ismini tek tek sayıyor. Yaptığımız kurabiyeler, hem karnını doyuruyor, hemde şekilleri öğrenmemize süper etki sağlıyor..

Hafta Sonumuz 15-16 Kasım 2008

Kızımın, saçları uzayıp, gözüne değdiği ve bağlatırken sorun çıkardığı için, Pazar günü saçlarımızı kestirmeye gittik. Tabi, evdeyken, kuaföre gitme fikrine alıştırdık. Abi saçımızı kesecek, çok güzel olacağız, oradan, atlı karıncaya binmeye gideceğiz vs. diye. Kızım bu fikre alıştı, fakat, kuaföre gelince, yine fön makinesinin sesinden korktu, saçını yaptıran bayan, sağolsun, bize müsade edince, kızım kucağımda, saçlarını kestirdik. Saç kesimi bitince, " çok güzel oldum" deyip durdu, çıkarkende saçını kesen kuaför abisine teşekkürlerini iletti.




Kuaförden sonra, atlı karıncaya bindireceğimizin sözünü vermiş olmamızdan dolayı, sözümüzü yerine getirdik. Atlı karınca, araba vs. derken, bunlara binerken çok eğlendi. Tabi, jetonlarını kendi atarak çalıştırıyor. Bu ayrı bir zevk veriyor ona.Evde de kumbarasına, sürekli bozuk paraları atıyor, kumbarasından ses çıkıyor, buda ayrı mutluluk veriyor.









Renklerin ismini söyleyerek, patates baskısı çalışması yaptık. Bu çalışmada, Öykü'nün çok hoşuna gitti. Önce, kızım, patates baskısı yapalımmı diye sordum, Öykü de isteyince, bu çalışmayı yaptık. Ben birkez gösterdim, gerisini hep bitanem yaptı..

Legolarımızdan kale yaptık. Kale yaparken, yine renkleri saydık.Renlerin isimlerini söylüyor ama, şimdilik, kırmızı ve mavi renklerini biliyor.Cuma iş çıkışında da suluk almıştım, Suyunu, suluğundan içmeyi çok seviyor.




Kuaför abisinden esinlenen kızımda, kuaför oldu ve benim saçlarımı kesti:)

TRT 1 de izlediği bir programda " Boş şişeler, dolu şişeler" adlı şarkıyı ezberlemiş. Sürekli, Boş şişeler, dolu şişeler deyip durdu:) Dolu ve boşu da öğrenmiş oldu.

Mine'den hediye var

Salı günü, öğleden önce canım arkadaşım Mine’den gelen kargoyla çok sevindim. Çünkü içinde, Öykü’me çok güzel, çok şirin bir etek ve gömlek alıp göndermiş, niyetim, Öykü’ye giydirip, resmini çekip, sonra bahsetmekti ama, bitakım sebeplerden dolayı henüz giydiremedim. Hediye aldığım zamanlar, ne diyeceğimi, nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum, ama çokta mutlu oluyorum. Tekrar teşekkürler arkadaşım.

Salı akşamı, babaannelerde yemek yeyip, biraz sohbetten sonra evimize geçtik, ardından Yunus amcamlar bize geldiler ve Öykü, onlarla çok güzel vakit geçirdi. Amcamların, Öykü’yü sevmeleri, onun için gelmeleri, beni ayrıca çok duygulandırıyor. Yapmayı düşündüğüm birsürü aktivite vardı ama yapamadık, sadece aldığım elişi kağıtlarıyla gökyüzü çalışması yapmayı denedik, Öykü, bu çalışmadan ziyade, renkli kağıtların üstünü karalamayı tercih ettiJ

Güneş yapıp kestim, Öykü’de yapıştırdı ama sadece bu kadar, ilerleyen zamanlarda tekrar denemeyi düşünüyorum. Misafirlerimiz gidince, el işi kağıtlarıyla da biraz oynadıktan sonra, bu hafta içi uykumuz düzene girdiği için, kızım, 22.30 gibi uyudu. En çokta buna seviniyorum, her ne kadar kendim için üzülsem de (çünkü Öykü ile ne kadar çok vakit, benim için o kadar zevk) ama onun gelişimi için, böyle olması daha iyi..

Dün de, babaannesi kadınlar gününe götürmüş, ev sahibinin yeni aldığı kanepeleri kalemle çizmiş ve lekesi de çıkmamış. Yaramaz kızım benim. Akşam da, evimizde yemek yedikten sonra, kışın ilk kestanelerinden yaptım, ama yaramaz, yemedi, daha çok, oyuncak kovasına kestaneleri doldurup, gezmeyi ve etrafa dökmeyi seçti. Yine bilgisayarda kendisini izledi. Kanepeleri çektik, üzerinde zıpladı. Bu akşam da herhangi bir aktivite yapamadık. Ama birbirimizle oynadık. Bakalım bu akşam neler yapacağız.

Bir Pazartesi akşamı

Akşam, babamız, Öykü’müzü alıp, eve geçmiş. Bende işten gelince, Öykü, yine bilgisayar başında ve babamızın geçen hafta çektiği park görüntülerini (kendisini) izliyor. Önceki günlerde, patik şeklinde pembe bir çorap almıştım, beğenmediği için giymemişti, bu sefer onu değiştirip, renkli bir patik çorap aldım. “Hıh, bu güzelmiş” dedi ve giydi. Yemek seçtiği gibi, artık kıyafette seçiyor benim güzeller güzelim.

Bir blogda gördüğüm, mandal takma oyunu oynadık fıstıkla. Evcilik oynadık. Öykü, birtek evcilik oynarken sıkılmıyor, diğer aktivitelerde biraz oynadıktan sonra hemen sıkılıyor. Dün akşam, fazla bir aktivitemiz olmadı, çünkü Öykü, kendi görüntülerini izlemeyi tercih etti.

Akşam televizyonun bir faydasını gördüm. Kızım, atv de yayınlanan “ Elveda Rumeli” adlı dizide, bir kızın, haşlanmış yumurta yediğini gördü, yumurtayı pek yemeyen fıstığım, hemen “ anne, yumurta “ dedi, tabi hemen haşladık ve kabuklarını soyması için Öykü’ye verdim, soydu, kesti ve yedi. Buna çok sevindim.

Dergileri karıştırmayı çok seviyor. Dergilerin birinde kayıp balık Nemo gördü. Heyecanlanarak bana gösteriyor. Köpek balığına, “ deniz balığı” diyor ve bana “ anne deniz balığı ol” diyor ve bende, ağzımı ve ellerimi açarak, köpek balığı olup, Öykü’yü kovalıyorum, bunu çok seviyor.Balık, at, inek, koyun, tavşan, domuz, tavuk, kedi, köpek, aslan, deve, (daha aklıma gelmiyor) hepsini tanıyor ve resimlerinden sorunca, tek tek söylüyor maşallah.
Babası, kızımıza, Atatürk nerde diye sorduğunda, Öykü, hemen kalbini gösteriyor. Evet “ Atatürk kalbimizde”. O sonsuza kadar yaşayacak..

8-9 Kasım 2008

Cumartesi, babamız işe gitti, bizde Öykü’mle evde vakit geçirdik. Babamız işten gelince, havanın güzel olmasından dolayı, Pınar’ı da alıp, Öykü’nün çok sevdiği parka gittik.


Babamız, bizi parka bıraktı, markete gitti, dönüşte, babasını gören kızımın, sevincini anlatmaya kelimeler yetmez, yerinde zıplıyor “Ümit baba geldiii” diyeJ Parkta gönlünce oynayan kızım, eve gelince yorgunluktan uyudu,







Akşam da, önce, teyzemlere, ardından da, ananeye gittik. Çok güzel bir akşam geçirdik. Öykü, yine, ananesinde de zıplayacak bir yatak buldu. Zıplayıp durdu. Teyzemlerde, Sıla (8), Öykü’yü, sıkıştırıp, sıkıştırıp öptü, Öykü de sürekli geldi bize şikayet etti, ananeye gidince de ananeye şikayet etti. Maşallah, bütün cümleleri kuruyor ve tam anlamıyla konuşuyor.” Bazen, uygun kelime bulamayınca “ eee “ diye düşünüyor, kelimeyi bulursa söylüyor, bulmazsa, değiştiriyor.

Pazar günü de, son iki haftadır Hülya halasına gitmeyen kızım, “ hala ya git “ dedi ve aldı dışarı ayakkabılarını, halasına geçti, bende bu fırsattan istifade, hemen ev işi yaptım, Öykü geldiğinde işlerim bitmişti. Akşama Fenerbahçe-Galatasaray maçını izlemeye, babaanneler, Bahar Halalar ve Hülya halalar misafirimizdi. Öykü, nerdeyse maç izletmeyecekti, babasına, “ baba müzik aç” diye ısrar etti ve ısrarları sonuç verdi.Maç başlamadan açılan müzik eşliğinde, Oğuz ve Öykü, dans ettiler.

Öykü, özellikle misafir olduğunda, müzik açtırıyor, onlara dansını gösteriyorJ Yaramaz olan Öykü, Oğuz’u da görünce iyice yaramazlaştı, evin altını üstüne getirdiler, koştular, oynadılar, gürültü yaptılar. Ama eğlendiler. (benim içinde önemli olan o). Misafirlerimiz gidince, banyomuzu yaptık, ama ne banyo, Öykü ile banyoya girince çıkmak bilmiyoruz zaten. Öykü, küvetinin içinde, sürekli denizdeymiş gibi yüzme hareketleri yapıyor.

Son bir haftadır, tatil görüntülerini izleyen kızım, banyodan sonra yine tatil görüntülerini izledi. Babaya “ baba, beni denize götür” diyor. Çok özlemiş canım kızım. Kendisini izlemeyi çok seviyor. Tatil görüntülerinden sonra, bu seferde, babasının parkta çekmiş olduğu video görüntülerini, ya da resimlerine bakıyorJ

Hayatım, Bitanem, Babacım

Dün öğlen, Sergül Halası ve Babaannesiyle markete ve parka giden kızım, keyifli anlar geçirmiş.
Markette, babaannesi istediğini al kızım deyince, bakmış, bakmış, en sevdiği olan peynirli çubuk krakerden almış, marketten sonra, parkta çok eğlenmiş, çocuklardan biri şeker yiyormuş ve çevresindekilere şeker veriyormuş, Öykü’de bakmış bakmış, sonra kızın yanına gidip, “abla, bana da ver“ demiş, birkaç kez şeker istemiş ve yemiş.

Parkta Öykü’den küçük bir çocuk kaymış ve düşmüş, akşam eve geldiğimde ilk havadis buydu. “ Anne, parkta, kaydırak, çocuk, düş”…ardından “Babaanne,beni yine döv”… Babaannenin dövdüğü falan yok. Yaramaz, kim severse, yada kim sinirlendirirse, şikayet ediyor. “ Baba, beni yine dövdü, anne beni yine dövdü” vs..

Babaya, “hayatım “, “ümitcim”, “ sevgilim” “ bitanem” diyor.Aralarındaki sevgi anlatılmaz maşallah….

Akşam, evimize gelirken, Öykü’nün sesini duyan, Şener abi ve Hülya halası, kapıya çıktılar, Öykü, son bir haftadır, “ size gelmem” diye tutturuyor. Bizde açıkcası, sürekli oraya giden Öykü’nün neden gitmediğini merak ediyoruz. Ama, sanırım, evini özlüyor, çünkü akşam babaannedeyken, eve gitmek için acele ediyor.

Akşam evimizde de yine kurabiye yaptık ve afiyetle yedik. Yaptığımız kurabiye çok sağlıklı olduğu için, Öykünün yemesi beni çok mutlu ediyor. Yine tatil görüntülerini izledi, çok zevk alıyor izlerken, babasına “ beni denize götür” diyor. Özlemiş güzel kızım, denize girmeyi, kumda oynamayı. Umarım, bu yaz yine gidebiliriz…

Anne lütfen izin ver

Akşam eve gittiğimde, kapıda beni karşılayan kızımla, önce hasret giderdik, ardından yemek yedikten sonra, daha önce de yapmış olduğum ve yinede bahsetmek istediğim Akıllı Bebek sitesinden tanımış olduğum, sevgili arkadaşım Dilek’in blogunda görmüş olduğum patates püresinden civciv yaptık.


Önce, patateslerimizi ezdik, tabi ezerken de, Öykü, arada sırada atıştırdı, civcivlerimizi yapınca da, kafalarını yediJ Fazla yemek yemeyen kızım için, birlikte yemek yapmak, onun yemesini sağlıyor, bunu fark ettim. Bundan sonra, her fırsat bulduğumda, birlikte bir şeyler hazırlayacağız. Mesela önceki günden kalan kurabiyeleri görünce onları da yedi. Kendisi yaptı yaJ

Sonra yine kanepeleri çektik, üzerinde zıpladı, babasının sırtına çıktı, oynadılar birlikte, saklambaç, kovalamaca oynadık, dergilerimizi karıştırdık, ojemi bulan kızım, illa oje sürücem diye çok ısrar etti, artık biraz kendi parmaklarıma sürdürdüm, birazda kendi parmaklarına ama tabi arkasından çıkardık. Çoraplarını çıkardı, ayakları çıplak dolaşmayı çok seviyor. Ayaklarını sert basa basa bir koşuyor ki anlatamam. Güya benden kaçıyor. O kaçıyor, ben kovalıyorum, yada ben kaçıyorum, Öykü kovalıyor, bundan çok mutlu oluyor.

Son iki gündür, Öykü, benden bir şey yapmamı isterken “anne, lütfen izin ver “ diyor. Allahım, o ne tatlı dil, insan izin vermek istemese de, Öykümün o tatlı diline dayanamıyorumJ (Tabi kurallar çerçevesinde). Ben Öykü’den bir şey yapmasını isteyince, “tamam izin verdim” diyorJ
Bu sabah, yine uyur şekilde, babaanneye götürürken, yolda uyandı, babaanneye çıkınca, tekrar uyutayım dedim ama, Öykü, boynuma yapıştı, “ anne, eve” dedi, canım kızım, evine gitmek istedi, ama keşke gidebilseydik, uzun uğraşlar sonunda, tekrar, koynumda uyuyakaldı ve bende geç kalmış bir şekilde işe geldimL (Senden ayrılmak çok zor be güzel kızım)

Hafta sonumuz 1-2 Kasım 2008

Cuma akşamı, Nurhan teyzemiz ve Yunus amcamlar geldiler. Teyzesini karşısında gören kızım çok mutlu oldu. Yunus amcamla saklambaç ve yakalamaca oynadılar. Evdeki kalabalığın bütün bakışları Öykü de olunca, Öykü, yine danslar etti, güldü, eğlendi.


Teyzemiz bizimle kalınca, sabah, uyandığında, teyzesini yanında gördü, hemen “baba nerde” dedi ve “ günaydın” dedi. Teyzesiyle oynadılar, öğlene doğru, teyzemizi yolcu ettik.” Teyze otobüse bindi, okula gittiL neyse uffff” diye bir cümle kullandı yavrum.


Teyzesinin gitmesine üzülse de, parkı görünce çok mutlu oldu. Parkta iki saat boyunca, eğlenen kızımla, geçen haftadan ertelediğimiz spor aktivitemizi, parktaki spor aletlerine gidip, onları tanıtarak ve her birine kendince oturarak, yapmış olduk. Yüksek yüksek kaydıraklardan tek başına kayması, merdivenleri yardımsız çıkması, kaydıraktan ters kayması, parkta özgürce oynaması, arkadaş edinmesi, babasını ve beni çok mutlu etti açıkcası.


Parkta, çok yorulan kızım, eve gelince güzel bir uyku uyudu. Akşam da, önce yumurta boyama, ardından da kurabiye yaptık. Kurabiyenin hamurunu merdane ile açıp, kalıplarla şekil verdik ve kalıplarımızın hepsinin şeklini öğrendik. Bu aktiviteler, Öykü’yü çok mutlu etti.Kurabiyeler pişince de afiyetle yedik.

Dolapta, bebekken çok az kullandığı emzikleri bulan kızım, ağzından çıkarmadı hiç, anne meme deyip durduJ Tabi bu sefer, oyun niyetineJ

Akşam, babasını duştan çıkınca gören kızım, “sıhhatler olsun “ dedi ve bizi çok şaşırttı. Buradan da belli olduğu gibi, bizler çocuklarımıza bir örneğiz, ne konuşursak, nasıl davranırsak aynı şekilde davranıyorlar. Bazen farkında olmuyoruz ama ne konuşursak hepsini kaydediyorlar. Bu yüzden iyi örnek olmalıyız her zaman.

Yalnız bu aralar uyku sorunumuz var. Gece geç yatıyor, sabahta geç kalkıyor. Uyutmak istesem de uyumuyor. Önceden, ne güzel düzenliydi, akşam 22.30 dan sonra uyur, sabahta 07.30 gibi uyanırdı. Saatlerin geri alınması ve Öykü’nün oyuna doymayışı, sanırım uyumama nedenlerimizden. Umarım en yakın zamanda düzene girer.