Gidelim, gitmeyelim, gidelim, gitmeyelim derken, Pazar sabahı erkenden Bartın’a yola çıktık. 3 saatlik bir yolculuktan sonra (Öykü, bu yolculuk boyunca hep uyudu) Bartın’da kızkardeşim Nurhan üniversitede okuduğu için onun oturduğu eve gittik.Nurhan ve diğer iki kız arkadaşı, Gamze de ordaydı ama biz gelince Ankara’ya döndü, sağolsunlar bizi çok güzel karşıladılar. Kahvaltımızın ardından, Nurhan teyzemizi de alarak, onun rehberliği eşliğinde : ) Amasra’ya gittik.
Plajı gören kızım, durur mu hiç. Daha biz yerleşmemiş, bavulu açmamışız, olduğumuz gibi arabadan iner inmez plaja gidiverdik, denizi, kumu çok seven kızım, oradan aldığımız kova küreklerle güzelce oynadı, suyun içine girdi, çıktı, mutluluğu yüzünden, gözlerinden okunuyordu güzel kızımın. Ama maalesef, ya güneş çarptı, ya su soğuktu, yada yediği dondurmadan artık bilemiyorum, gecesine rahatsızlandı, hala da öksürük ve burun tıkanıklığı devam ediyor. Plajdan çıktıktan sonra, tuttuğumuz eve yerleştik Şunu söyleyebilirim ki otelden daha rahattı. 7-8 yataklı bir evdi, yanımızda birsürü kişi gitseydi, rahat rahat kalırmışız




Akşama doğru, önce Çeşmi-Cihan’da balığımızı yedik, Öykü de zaten sürekli ben balık yemek istiyorum deyip duruyordu, çok beğenerek te yedi. Yemekten sonra Amasra turumuz başladı, önce çarşıyı gezdik, ahşaplarıyla ünlü olan bu yerden, kızımız ahşap oyuncakları görünce, hepsinden istedi, bizde mümkün olduğu kadarını aldık. Çok severek oynadı. Yeni aldırdığı çantanın içine de koydu, kimseye vermedi. Hatta, sabah uyanır uyanmaz da, denize bakan, teraslı balkonda bu oyuncaklarıyla oynadı :)






